ŞAİRİN VE ŞİİRİN İNSAN YÜZÜ


Bu makale 2020-04-13 16:33:18 eklenmiş ve 1423 kez görüntülenmiştir.
Ali Rıza KARS

 

Şairin ve şiirin insan yüzü derken, şairin ve şiirin diğer yüzlerine bir kısıtlama düşünmemek, şairi ve şiiri sadece insan yüzüyle sınırlamamak gerektiğini düşünüyorum.

Bu nedenle, “İnsan Yüzü” başlığının aynı zamanda insan yüzsüzlüğüne bir gönderme olduğuna da vurgu yapmak istiyorum.

 Zaten insan yüzü, içinde güzellikleri beslediği kadar da kötülükleri barındırmaz mı? Doğayı; bitkileri, hayvanları yok sayan veya onları iç aynasında göremeyen bir insan yüzünü düşündüğümüzde, nasıl bir yüz belirir imgelemimizde?

İnsan yüzü deyince, hayvanların yüzüyle bir karşılaştırmanın figürleri beliriyor ideamda. Bir katliamın, hatta bir soykırımın fotoğrafına dönüşen figürler...

Soyu tükenenleri saymakta zorlanıyorum. O kadar çok ki soykırıma uğrayan hayvan türü. Ama soykırımı yapanları bilmek o kadar zor değil. Daha ilk bakışta net bir fotoğrafa dönüşüyor bu figürler… İnsan, insan ve yine insan…

Kendini aydın, ilerici olarak tanımlasa bile, “Yılanın başı küçükken ezilmeli,” diyen insan;

“Yılanı öldürseler,” diyen insan; kötü insanı, doğanın bir parçası olan bu hayvana benzetmeye kalkışan insan…

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın,” diyerek yılanı, gerçek yılan olarak, yani doğanın bir parçası olarak gören ideayı; kınamaya kalkışan yine insan…

  

Her şeyin alışkanlık hâline getirildiği, hayret etme yeteneğinin tembelleştirildiği, soruların bile istenen ölçülere göre sorulduğu bir zaman diliminde; kimin nasıl şiir yazdığı çok da umurumda değil, ben kendi işime bakarım diyemem tabii. Eğer bir şiir belli bir iddiayı taşıyıp o iddiayı yaygınlaştırmaya çalışıyor, toplumu ve şiiri yanlış yönlendirmeye yelteniyorsa burada devreye sorumluluk duygusu girmeli, toplumsal sorumluluk öne geçmelidir.

Egemenlik yarışında olan kültürlerin toplumlarda oluşturdukları etkiler, toplumlar tarafından kabul gördükçe, bu kabulleniş toplumsal bilince/bilinçsizliğe dönüşmekte ve toplumlar da bu bilinçlerine yeni uygulama alanı aramaktalar. Tüketim bilincini benimseyen bir toplumun sürekli tüketimi beslediği gibi; anlamsızlığı benimseyen şairler de sürekli niceliksel bir çoğalmayı beslemektedirler.

 Şiir, derin sanılsın diye bulandırılmakta; dibi görünmesin diye üzeri sığ ve durgun göllerdeki gibi toz, çamur ve humuslardan oluşan o ince kaymak tabakasıyla kapatılmakta; pervasızlık ve özensizlik içinde yapılan eğretilemelerle, nedeni ve hedefi belirsiz göndermelerle; dil, içerik ve biçim yönünden tekdüzeliğe düşmüş bir şiirin silik kopyaları hâline getirilmektedir.

İşte böyle bir dönemde; şairin insan yüzünün şiirin aynasına yansımasına ihtiyaç vardır. Ya da şiirin insan yüzünün, şairin aynasına…

Şiirin kendine, kendi biçimine ve içeriğine mahkûm olduğu; ayrıca şiirlerde yaşantı/yaşam izi bulunmadığı; imgelerin kitabileştiği; yaşamdan değil de daha önce yazılmış şiirlerden, dizelerden yola çıktığı; kendini, insana/topluma aykırı bir biçimde gönderdiği; yaşama nüfuz edemediği ve yaşama açılamadığı gibi görüşler ben de yer ediniyor. 

İçerik - biçim tartışması, tavuk yumurta hikâyesine dönüştürülse de, yazılan şeyin şiir düzeyine eriştiği yerde, biçim ile içerik arasındaki etkileşim kendini her zaman gerçekleştirmiştir. Metodoloji bakımından içerikten biçime düşünülse de karşılıklı etkileşim içinde gerçekleştikleri düşüncesi bana daha yakın geliyor.   

İmgelerin yaşamsal olup olmadığına gelince… Bir imgenin yaşamsal olmadığını söyleyebilmek için o imgenin dışsal bir cisme ait olmadığını bilmek gerekir. Eğer şair olmayan bir şeyi, gerçekte var olmadığını bilmiyor ve varmış gibi alımlıyorsa bu onun yanılgısıdır ve imgeleme ile ilgili değildir. Dolayısıyla şairin bir şeyi, gerçekte var olmadığını bildiği hâlde, varmış gibi alımlayabilmesi/imgeleyebilmesi yanılgı değil, şairin özgün bir gücüdür.

Zaten dışsal şeyin var oluşu dışlanamıyorsa nedeni bulunamayan olarak yapılan imgeler, olduğundan daha güçlüdür.

Burada bilinen bir konunun altını çizmek istiyorum; ‘Dışsal bir nesnenin gerçekte var olmadığı hâlde açıkça varmış gibi algılanması, “varsanı” yani halüsinasyondur. İçsel (ruhsal) olan, yanılgı ile dışsal kaynaklı addedilir.’

Kaldı ki, şiirin gücü gerçekleşenlerin hepsinin ötesindedir. Ancak sezgisel bilgilenimle sonsuzluğa yönelebilir…

Bu yönelişte; hem kendi aralarında hem toplumla hem de diğer canlılarla ve çevreyle olan ilişkilerini iyiye ve güzele dönüştüren ekolojik bir aynadaki yüz olarak betimlemek istiyorum şairin ve şiirin insan yüzünü.   


Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Canlı TV
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Yenimahalle Gazetesi Manşetleri
Yenimahalle Gazetesi © Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap
RSS
News
EKONOMİ
SPOR
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
EĞİTİM
ANKARA
TÜRKİYE
ÇEVRE
SİYASET
DÜNYA