“Gözünaydın Cemal Ağa”


Bu makale 2019-06-15 16:13:38 eklenmiş ve 772 kez görüntülenmiştir.

Cemal anasının elini öptü kucakladı.Bir kez daha sarıldı.Kokusunu içine derin derin çekti.Anası gözünün yaşlarını dülbenti ile sildi.Cemal sonra babasının eline hücum etti..Elini öpmek kucaklamak istedi. Babası geri durdu. Bir kapıda bir uşak. Ne lüzum vardı, oğlunun Almanyaya gitmesine.Yarın birgün elden ayaktan düşünce, kim sahip çıkacaktı onlara..Giden geri gelir mi?  ‘’İlla çalışmaya gideceksen; Zonguldak’a git, Karabük’e git, Ereğli’ye git; hiç olmazsa ayda, haftada bir yüzünü görürüz. Ne işin var gâvur memleketlerinde?’’
Belli ki iyi darılmış Yaşar Emmi. Kızmış oğluna. İyice çekti kendini geri.
Cemal Emine ile göz göze geldi. İçinden bir şeyler eriyip gitti. Anasından babasından utandığından sarılamadı ona; sonra tahta valizini vurdu sırtına. Yola koyuldu. Anası arkasından bir bakraç su döktü.
Arkasına bakmadan bir müddet yürüdü.. Tepeye Kel İbram’ın samanlığının önüne gelince durdu, geriye döndü.
Evine doğru son bir kez daha baktı. Anası babası içeri girmiş Emine hala orda dikiliyordu. Gözleri sulandı. Doyamamıştı Emine’sine. Daha evleneli kaç ay olmuşti ki. Karyola gıcırtısını, bakraç şakırtısını anası babası duyacak da; laf diyecek diye canı istediği gibi sarılamamıştı Emine’ye, al dudaklarından doya doya öpüp, memelerini kalçalarını okşayamamıştı.
Tepede bir müddet durdu. Geri dönmek istedi. Emine gözüne güneş ışığının huzmesinde peri padişahının kızı gibi gözüktü.
Vazgeçti. Dünya kadar borç vardı düğünden.
Hem Almanya’ya giderse çok para kazanır,alır götürürdü Emine’sinide..
Mektep arkadaşı Celal gibi. Celal gibi gıcır gıcır bir arabayla gelirdi izine. Arabanın arkasını doldururdu; bavullar almazdı hediyeleri. Babası belki affederdi o zaman.
Avucunu marklarla dolduruverince. ‘’aferin lan’’ derdi.’’benden bile akıllısın sen.’’
Düğününden birkaç ay sonra emmisinin büyük oğlu Kemal ile birlikte Zonguldak’ a gidip İşçi Bulma Kurumu’na Almanya için başvurmuşlardı. İki üç gün orda kuyruklarda rezil rüsva olmuşlardı.. Kemal’in kağıtları çıkmadı,ama şanslıydı Cemal .. İki gün önce muhtar emmi elinde kâğıtlarla geldi. “Gözünaydın Cemal’’ dedi, ‘’senin Almanya işi olmuş. Ayın üçüne kadar İstanbul’a gideceksin Alman İrtibat Bürosu’na başvurup muayenelerini yaptıracaksın.’’Ne sevinmişti o zaman. Havalara uçmuştu.

***
Cebinden İkinci paketini çıkardı,içinden bir sigara aldı, yaktı.. Sigaranın dumanında teselli aradı. Tepelerden indi. İnek güttüğü tarlalardan geçti. Yürüdükçe sırtındaki tahta valiz daha da ağırlaşıyordu. Yüreğine daha şimdiden hasret gelip oturmuştu. Çetürlüklerde patika yollarda hep anasını babasını düşündü. Emine’yi düşündü.Bi  daha babasını düşündü.. Gözleri doldu. İki damla yaş gözlerinden yanağına süzüldü. Damdaki alaca düve bile aklına geldi. Bu dağları, tarlaları, ağaçları nağmeli nağmeli öten kara bakal kuşlarını bir daha hiç görmeyecekmiş gibi hüzünlendi..
Ana yola indiğinde güneş iyice tepesine çıkmıştı, hatta karşı yamaçlardaki bir kaç köyden ezan sesleri gelmeye başladı. Yol kenarındaki kavlak ağacının dibine çöktü. Sırtından valizini çıkardı, ipler hep omuzlarını kesmişti. Bir müddet dinlendi. Bir sigara daha yaktı.. Sigarası bitince kalktı. Pantolununu çekeledi. Uçkurunu çözdü, yeniden düşmesin diye daha sıkı bağladı. Göyneklerini pantolunun içine soktu.. Valizin gevşeyen iplerinide sıkılaştırdı. Bir yamaca valizi koyup yeniden sırtına yüklendi ve yürümeye başladı. Yarım saat güneş altında yürüdü. Uzaktan bir kamyon sesi duydu.. Kamyonun yaklaşmasını bekledi. Dallı Ahmet’in uşaklarının kamyonuydu gelen. Kasası tepeleme tomruk yüklüydü. Ormandan Emirce Deposu’na tomruk çekiyorlardı. El etti, kamyon durdu.
Şöför mahalli doluydu. Dallı Ahmet’in iki oğlu birde ormancı vardı, mecburen kamyonun kasasına tomrukların üstüne çıktı. Valizini şöför mahallinin üstündeki sepete yerleştirdi. Kendiside üstüne oturdu,’’tamam’’ diye seslendi. Kamyon acayip sesler çıkararak hareket etti, üstündeki yüke de kamyoncuya da sanki küfür etmiş gibi homurdana homurdana tepelerin arasından ormanların arasından geçti. Yokuşlara gelince sanki o yokuşu çıkmak istemiyormuş gibi nazlandı. Yokuş aşağıya bir an önce sırtındaki sikletten kurtulmak istercesine kanat takıp hızlandı, uçtu.
Arabanın rüzgârı iyi geldi Cemal’e teri kurudu. Bir türkü tutturdu, rüzgâr kıskandı cemalin türküsünü hazmedemedi. Cemal’in sesini aldı, tepelere kayalara çarptı. Alıp gitti uzaklara.
‘’Yeşil yaprak arasında kırmızı gül goncesi
Nerelerde mekân kurmuş gönlümün eğlencesi
Varın deyin nazlı yâre ayrılık son gecesi''
Karşıdan bir taksi geldi. Kamyon iyice sağa çekildi. Taksi yanlarından geçti. cemal ‘’a… koyayım ‘’dedi..’’ bende alacağım böyle bir taksi..bir de teyp takacağım. Alacağım Nuri Sesigüzel’in  bantlarını da.. Emine’yide oturtacağım yanıma.. Camı açıp koluma dayayacağım kapıya.. Cumayanında inadına üç beş tur atacağım.. Etemağalar’ın, Kürtoğulları’nın, Sabri Aganın dükkanının önünden geçeceğim..
Boyacı Seyinin kahvesinin önüne park edeceğim, Emineye bir Bağlar gazozu açtıracağım..
Bedavacı’nın Uşak’ları Mark’larımın peşinde koşacak. En güzel fistanları alacağım Emine’ye Cumayanının karıları kim bu şehir karısı diyecek, kıskançlıktan çatlayacak. Bide takım elbise alacağım kendime, el gibi kocaman renkli bir gravat.
Cemal iyice hayallere dalmıştı. Bu dünyadan değildi sanki.
Ne kamyonun fren sesini duydu. Ne de önlerine çıkan inekleri gördü. Ne kamyonun onlara çarptığını fark etti.
Kamyon bir sağa gitti, bir sola gene sağa gitti ve tepeden aşağıya taklalar atarak yuvarlandı. Tomruklar dört bir yana saçıldı…

                                                                                                       ...devam edecek...

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Canlı TV
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Yenimahalle Gazetesi Manşetleri
Yenimahalle Gazetesi © Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap
RSS
News
DÜNYA
YENİMAHALLE
EKONOMİ
SPOR
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
EĞİTİM
ANKARA
TÜRKİYE
ÇEVRE