Şehit


Bu makale 2017-05-05 09:54:22 eklenmiş ve 95 kez görüntülenmiştir.
Neşe Ersoy

Çatışma çıktı beş asker şehit oldu…

Yola döşenen mayın patladı araçtaki üç polis şehit oldu…

Teröristler iki askerimizi şehit etti…

Gün geçmiyor ki bu haberlere rastlamayalım.

Şehitler her gün üçer beşer memleketlerine defnediliyor…

Aahhh yüreğimiz yanıyor diyoruz.

Ya o ateşlerin düştüğü ocaklar, anaların, babaların yüreği…

Geride bırakılan yetimler, baba sevgisine doyamayan evlatların yüreği?

O yangını bir de onlara sormak lazım.

Bu defa yangın çok yakınımdaydı.

Geçtiğimiz hafta Salı günü Tunceli’de Sikorsky S-70 tipi bir helikopterin düşmesi haberiyle yıkıldık: 12 şehit.

 

Şehit…

Şehit dediğimiz asker olabilir, polis olabilir ama her şeyden önce duyguları olan, özleyen, özlenen, birilerinin yüreğine dokunan, hepimiz gibi yaşanmışlığı olan bir insandır aslında.

İşte, bütün şehitlerimizin nezdinde, tanımaktan şeref duyduğum ve Tunceli’de şehit olan Emekli Albay Dilaver Karsavuranoğlu’ndan bahsedeceğim.

Naif, samimi, hassas, aşırı duygusal oluşunun yanı sıra maddiyatı önemsemediğinin de şahidiyim.

Kara-Havacı diyorlar, helikopter pilotu.

O, sıradan bir pilot değildi ki. Mesleğine âşıktı adeta.

Uzun yıllar doğuda, güneydoğuda görev yapmış, teröristlerle çıkan çatışmalarda ne çok yaralı taşımış, ne çok insanın, ne çok askerin hayatını kurtarmıştır.

Eşi ve çocuklarıyla mütevazı bir yaşamı vardı ama görev icabı aylarca evine uğramadığı oluyordu.

İlk baba oluşunun haberini bile dağlarda almıştı.

14 yaşında tanıştığı askeri üniforma ile başlayan meslek hayatı boyunca aldığı üstün başarı ödülleriyle, madalyalarıyla övünmediği gibi evinde bile tutmazdı.   İnsan ve insan hayatı önemliydi onun için. Ne kadar tehlikeli olursa olsun bir yaralıyı gördüğü zaman ölümüne dahi kurtarmayı göze alırdı.

Duygusal olduğunu bilirdim ama şiir yazdığını yeni öğrendim;

Çocuk ile genç arası bir yaşta katıldığı ve ordu malı ranzalarda geçen yıllarına atıfta bulunduğu “Bilir misin?” diye başlayan uzunca şiirinin bir dizesinde:

“Uzun kış gecelerinde / insanı sımsıkı saran nevresimin / duyguları ve özlemleri örtmediğini bilir misin?” diye soruyor.

“Eksi 15 derecede eğitim yapmanın / gölgede otuz beş derece cehennem sıcaklarında / sırt çantalı, tam teçhizatlı / sekiz bin metre koşup / doksan dört rakamlı tepeye çıkmanın / ne demek olduğunu bilir misin?” diye bitiriyor.

Çocuklarına koyduğu isimler ise hayat felsefesiydi;

“Barış” içerisinde “Onur”lu bir yaşam sürmek.

Dedim ya, mesleğine âşıktı.

Ordudan emekli olduktan sonra ise yerde yapamamış, yine gökleri seçmiş, polis kuvvetlerine sözleşmeli Sikorsky pilotu olarak katılmıştı.

O sabah eşiyle mesajlaşmış 15 günlük izninin müjdesini vermişti.

24 Nisan evlilik yıldönümleriydi ve ailesinin yanında olmak istiyordu.

Ama daha önce geldi yürekleri yakarak.

Aslında böyle birkaç cümle ile anlatılacak biri değildi o, diğer bütün şehitler gibi.

Hayalleriyle, özlemleriyle, geleceğe dair planlarıyla, barış isteyerek veda ettiler dünyaya.

Ruhları şad olsun.

 

Sözün bittiği yerdeyiz işte.

Hani “asker” deyip geçiyoruz ya…

“Şehit” deyip nokta koyuyoruz ya…

Oturup bir kere daha, yüz kere daha bin kere daha düşünmek lazım.

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Yenimahalle Gazetesi © Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap
RSS
News
DÜNYA
YENİMAHALLE
EKONOMİ
SPOR
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
EĞİTİM
ANKARA
TÜRKİYE
ÇEVRE