Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası Türkiye


Bu makale 2015-06-27 14:09:42 eklenmiş ve 231 kez görüntülenmiştir.
Giray BALCI

10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan seçim sonrası AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ilk turda % 51,7 oy alarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. 2002 yılından bu güne kadar 7 seçim, 2 referandumdan başarı ile çıkan Erdoğan’ı bu başarılarından dolayı tebrik etmek ve saygı duymak gerekir. 12-13 yıldan beri siyasi ve ekonomik bir kriz yaşanmadığı için toplumun güveni devam etmektedir. Özünde bu Türkiye için bir şanstır.
Ancak Recep Tayyip Erdoğan çok iddialı bir politikacı ve liderdir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin Cumhurbaşkanlığına ayrı bir anlam yüklediğini düşünmekte, Başkanlık veya Yarı Başkanlık olmasını arzu etmektedir. Hâlbuki Avusturya gibi demokratik ülkelerde Cumhurbaşkanı halk tarafından seçildiği halde temsili bir görev yapmaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın otoriter bir karakteri olduğu muhakkaktır. Seçim başarıları bu otoriter tavrını artırmıştır. Bu tavır toplumun büyük bir kesiminde tedirginlik hatta korku yaratmıştır. Bunun üzerine ayrımcılık ve yakın çevresini zengin etme şekli nefret duygularını körüklemiştir.
Erdoğan ayrımcılığı bir seçim stratejisi olarak kullanmış, kendisi etrafında ölümüne R.Tayyip taraftarı oluşmuştur. Her seçimden sonra yaptığı balkon konuşmalarında olduğu gibi bu defa da 77 milyonun Cumhurbaşkanı olacağını ifade ederek topluma güven vermeye çalışsa da bunun inandırıcılığını zaman gösterecektir. Ancak Ana Muhalefet liderine CHP Genel Müdürü diyerek alay etmeye devam etmekte, Barolar Birliği Başkanı toplantıya konuşmacı olarak davet edilirse Adli Yıl açılış toplantısına katılmayacağını ifade ederek pek bir şeyin değişmeyeceği işareti vermektedir.
Avrupa Güvenliği ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcileri hazırladıkları ön raporda Türkiye’de medya üzerinde büyük bir baskı bulunduğu, 10 Ağustos seçimlerinde adaylar arasında yarışın eşit şartlarda yapılmadığını not etmiştir.
Politika ekonomi demektir. AK Parti temellerini Kemal Derviş’in attığı politikayı takip etmeye çalışmıştır. Kemal Derviş her fırsatta kendisini Sosyal Demokrat olarak tarif etmiştir. Dünyanın tepesinden dünyayı seyretmektedir. Türkiye’nin Sosyal Demokrat bir partiye fevkalade ihtiyaç vardır. Bir kısım CHP’li de partilerini Sosyal Demokrat olarak nitelemektedir. Hâlbuki CHP’de kendilerini Ulusalcı olarak niteleyenler piyasa ekonomisini tümüyle reddetmekte, özelleştirmeler ve yabancı sermayeye karşı çıkmaktadır. Yani çağa karşı direnmektedir. Bu tutum CHP’yi seçim kazanamaz parti konumuna getirmiştir. CHP’nin yasaklı olduğu dönemde partinin devamı niteliğinde ki (SODEP) Sosyal Demokrat Halkçı Parti döneminde Erdal İnönü’nün Genel Başkan olduğu zaman Hakkâri’den Milletvekili çıkaran parti Ulusalcıların lideri Deniz BAYKAL döneminde Sivas’ın batısına çekilmiştir. Bunlar Atatürkçülük adına partiyi 100 yıl önceye hapsettiklerinin farkında değildir. 
“Çatı adayı” fikrinin babası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli seçim yenilgisini sandığa gitmeyen seçmene yüklemiş, çatı adayın ve kendi partilerinin bir heyecan yaratamadığını ve MHP seçmeninin % 25’inin Erdoğan’a oy verdiğini görmezden gelmekte, başarısızlıktan kendisine pay düşünmemektedir.
Hâlbuki MHP’nin kendisini yenileme zamanı gelmiş, geçmektedir. Mansur Yavaş’ı partiden uzaklaştıran, Meral Akşener’in önünü açmayan bir lider partisini nasıl büyütecektir. 
Genel Başkanını Cumhurbaşkanı seçtiren AK Parti yeni bir Genel Başkan, Başbakan seçeceği, yeni hükümet kuracağı halde AK Parti içerisindeki kargaşa CHP içerisindeki kadar değildir. 
Demokrasilerde iktidar kadar muhalefete de ihtiyaç vardır. Erdoğan bu sözü sık sık dile getirdiği halde CHP’nin 70-80 yıl önceki hatalarını sıralayarak onu tamamen silmeye çalışmaktadır. Ancak CHP son 60 yıllık siyasi hayatımızın değişmez muhalefet partisi konumunda kalmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin İnsanoğlu’nu aday göstererek CHP’nin din düşmanlığı ithamına karşı cevap vermeye çalışmıştır. 
Türkiye’de sağ partiler her zaman dini istismar etmiştir. Sağ parti lideri TBMM çatısı altında Milletvekillerine “siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz” demiştir. Halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında demokrasiyi aksak-topal uygulayabilen tek ülke Türkiye’dir. Günümüzde demokrasiyi eksiksiz uygulayan ülkeler kalkınmış, bunu başaramayan ülkeler geri kalmış ülkelerdir. Türkiye demokrasi ile İslam’ın çelişmeyeceğini ispat edeceği bir noktada AK Parti ve Erdoğan Türkiye’yi ağır ağır Sünni İslami değerlerle yönetilen bir ülke durumuna getirmeye çalışmaktadır. Hâlbuki Anadolu’da İslam Aleviler sayesinde yayılmıştır. Osmanlı Devletindeki son 200 yıllık batılılaşma dönemini reddeden Erdoğan bir taraftan Alevi açılımı yaparken tarihte en az 40.000 Alevinin ölümü emrini veren Yavuz Sultan Selim ismini 3’üncü Boğaziçi köprüsüne verebilmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’na “sen Alevi olduğunu niye söylemiyorsun” diyerek bir taraftan ayrımcılık yapmakta, diğer taraftan çoğunluğa mesaj göndererek ince bir politika yapmaktadır.
Haziran 2015 genel seçimleri Erdoğan’ın planları için fevkalade önemlidir. AK Partiye tek başına Anayasayı değiştirecek bir netice Türkiye’de bir macera arama ihtimalini artıracaktır. 
CHP bu tavrını yürüttüğü sürece sağın alternatifi gene sağdan çıkacaktır. Bu ise AK Partinin dağılmasını gerektirir. Bunu bildiği için Erdoğan Cumhurbaşkanlığına çıkarken AK Partiyi bütün detayları ile kendi kontrolünde kalacak şekilde tanzim etmeye çalışırken Abdullah Gül’ü dahi devre dışına çıkarabilmiştir. Çünkü Abdullah Gül parlamenter rejim taraftarı olduğu gibi parti tabanında güçlü taraftarı vardır.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Yenimahalle Gazetesi © Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap
RSS
News
DÜNYA
YENİMAHALLE
EKONOMİ
SPOR
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
EĞİTİM
ANKARA
TÜRKİYE
ÇEVRE