Krizlere karşı ne yapıyoruz!


Bu makale 2017-09-15 09:38:25 eklenmiş ve 47 kez görüntülenmiştir.
Giray BALCI

Türkiye  tarihinin en derin ekonomik krizini yaşamaktadır.Buna rağmen  ne  hükümette,  ne de  parlamento da  durumun ciddiyetini kavrayan bir heyecan mevcut değildir.

Bu  gün, hiç bir şeyin 28 Şubat 1997  tarihinden daha iyi olduğunu ilere sürmek  mümkün değildir.             28 Şubat'ta irticayı  öne sürerek rejimin normal işlemesini engelleyenler, gelinen noktayı iyi değerlendirmek  mecburiyetindedirler.

O  gün iktidarda kalması engellenen iki parti,  ülkeyi müdahale noktasına getirdikleri için hataları olduğunu düşünerek  kendilerini yenilemeleri gerekirken tavırlarını devam ettirdikleri için 18 Nisan 1999 seçimleri ile iktidara gelen 3 partili  koalisyon hükümeti, alternatifleri  olmadığını düşünmekte  ve  muhalefetsiz  iktidar oyunu oynamaktadır.

Yani demokrasinin  özü tahrip edilmiştir.

Kamuran İnan" Gerçeğe en yakın  demokrasi  1950-1957 yılları arasında  uygulanmıştır, bu dönemde  Demokrat Parti  grup toplantılarında  4 Bakan düşürülmüştür."diyor.

Bir ülkede 45 yıl önce daha iyi dediğiniz  bir sistemi  düzeltmek için yapılan müdahalelerin ne netice verdiğini  bu gün iyi değerlendirmek  gerekir. Türkiye Genel Müdürü, Müsteşarı  tutuklu bulunan bir bakan gururla kendi makamında  otururken  Portekizde  30 yıl önce yapılan  bir köprünün ayağı uçtu diye  bakan istifa  edebilmektedir.Kuvvetli hükümetleri sandalye sayısına bağlayanlar 351 sandalyeli 57'nci  hükümetin toplumun isteklerine karşı duyarsızlığını , problemleri  çözmekteki aczini görmek mecburiyetindedir.

Toplum krizin getirdiği ağır şartların altında ezilse  de çözümün parlamenter  rejimde  olduğu  noktasındaki  uzlaşı devam etmektedir.Eğer bu rejimin kabesi olan meclis kendi varlığını sürdürmek istiyorsa derhal milletvekilleri  lojmanlarını  satış kararı  ile  başlamalı, hortumlamaları  ortadan kaldıracak , şeffaf  bir kamu düzenini  sağlayacak kanunları gündeme getirmeli,  siyasi partiler ve seçim  yasalarında genel başkanlar sultasına son verecek değişiklikleri  yapmalıdır. Seçim kanunundaki baraj ortadan kaldırılmalı , hatta milli bakiye sistemi ile  her fikrin, her oyun değerlendirilmesi  yolları aranmalıdır.Türkiye'de millet, millet olma bilincine sahiptir. Ancak ülkeyi yönetmeye talip olanlar demokrasinin  bir fazilet mücadelesi olduğu fikrini  kavrayamamıştır.Gelinen  noktadaki güçlü hükümetlerin milletvekilleri ve bakanları, birilerinin soygun yapmasını kolaylaştırmaktadır.

Türkiye  bu yüzden IMF kapılarından bir türlü kurtulamıyor.Türkün,Türk'ten başka dostu yoktur."Batı ülkeyi bölmek istiyor "diyenler kriz döneminde Amerika'da kabaca" Bizim soygunculara verecek paramız yoktur, yolsuzlukları  önleyecek  kanunları çıkarın size  para  verelim sözleri karşısındaki pişkinlikleri millet hayretle izlemektedir.

Türkiyenin önündeki   kalkınma bir sistem meselesidir. Uygulayan ülkeleri uzay çağına  taşıyan bir örnek sistem vardır.Bu sistemin özünde özgürlük vardır,Yaratıcı zekanın önünü açmak vardır,şeffaflık vardır, hukuk vardır, adalet  demokrasi vardır.

Kısıtlamaların getirdiği nokta  Türkiye de  dar  bir grubun devletin olanaklarını kullanması neticesini yaratmıştır.

Türkiye kendisini kalkındıracak kadrolara sahiptir.

Ancak kafaları karıştıranların ayıklanması gerekir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Arşiv Arama
- -
Yenimahalle Gazetesi © Tüm Hakları Saklıdır.
Sitemap
RSS
News
DÜNYA
YENİMAHALLE
EKONOMİ
SPOR
TEKNOLOJİ
KÜLTÜR SANAT
SAĞLIK
EĞİTİM
ANKARA
TÜRKİYE
ÇEVRE